11 Mayıs 2014 Pazar

BUZ MAVİSİ

Kokusu çıkmasın diye sürüklenmiş ölü şiirle,
Ölmeye yakın bir sesin içinden geliyor.
Erkenden gömülmüş…
Son anda kurtulmayı bekliyor, bunu kendisi de bilmiyor
Hayır kurtarılmak demiyorum, çünkü bir bıçak asla kesilmeyi beklemez.
‘’şiirlerim ölüyor’’ diyor.
‘’ölen kadınlarım gibi’’
Nefret ediyor şiir kokan kadınlardan.
Odasının her tarafını cetvellerle dolduruyor,
Ölçerek yaşamaya alışılmış bir hayatta eksik olmaz.
İğreti kelimeler gibi çıkıntılı, eli göğsünde
Çıplaklığından utanan bir kadın gibi durmakta.
Duvarlar koyu.
Işık yetersiz.
Duvarlar ışık.
Işık koyu.
Halıda sarı boyalar, mavi bardaklar gibi geçirgen
‘’yazamadım’’ diyor, ‘’siz meme uçları pürüzlü kadınlar yüzünden’’
‘’kokusu ten, teni leş’’ kadınlar diyor şiirinde.
Oysa bilmiyor ne mükemmel kıvrımı olduğunun başparmağının.
Takıldığı elbisesini yırtacak kadar hırçın,
Dokunduğunda ağlatacak kadar tehlikeli.
Tehlike kokuyor,
Güzel koktuğunda bile korkutuyor.
‘’Korkuyorum’’ diyorum.
Şiir yazmayı bırakan bir insandan korkulmaz.
Çok incinen bir örümcek gibi, duvar köşeliklerinin birinde asılı
Yuvasını bulduğu yere yapıyor.
‘’Sarılabilir miyim?’’
Tüm insanlığa sarılabilirsin deme gafletinde bulunsam bir daha şiir yazmayacağım.
Oysa ben, güzel dudaklı, histerik kadınlarla dolu rüyaların doğru çıkmasını istiyorum.
Tırnaklarımı buz mavisine boyuyorum.
Dokunurken tırnaklarımı değdirmemeye çalışıyorum  tenlerine.
Sıcaklığını kaybetmesin diye.
Dar alnında çizgiler beliriyor.
Ufacık bedenini büzüştürecek kadar acıyor karnı.
Sarılıyorum,
şiirlerim ölüyor.
Yemek masasındaki renkli çiçekler olmak istemiyorum,
Demirli penceresine yasladığı saksıdaki çiçekler dururken.
‘’Kokusu ten, teni leş’’
Teninden utanan bir kadın gibi durmakta.
Şiirlerin kırmızılığına dudağını daldırmak yerine, buz mavisinde durmak


Evet korkuyorsun…