27 Mayıs 2013 Pazartesi

YOL ARKADAŞIM

                        Hatırlıyor musun? Hatırlaman gerekir hani tek bir kelim yeterdi saatlerin üstüne bir örtü çekmeye. Sen yoksun, buna hala inanamıyorum sonra varlığını düşünüyorum aynı şeymiş meğerse. Düşünce olup aklıma giriyor önce, sonra bir acı kıvılcımı, sonra bağırsaklarım kopacak gibi oluyor, içimde bir hareketlilik oluyor elimi sobada unutmuş gibi. Hatırlıyor musun seninle kozalaklarımız vardı bizim? Sen pek sevmezdin gerçi dilenci gibi onları yerden toplamamı ama olsun şimdi boyayıp boyayıp biriktiriyorum. Anı olabilecek bir kaç şey kalmış, bir kutu kozalak, birkaç terk edilme korkusu dolu mektup, bir fotoğraf, bir de ikimizin adını bir arada anan birkaç insan.Hep şehirsizlikten yakınırdık oğlum bak şehirler neler yapmış bize, bak her yeni insan nasıl da tecavüz etmiş, bak hem sen hiç düşünmüyor musun '' hayır bu değil, şu an o olsaydı...'' ben düşünüyorum. 
              bir daha eskisi gibi olmayacağını bilsem karpuzlar henüz çıkmışken memleket hatırına....
             diyemiyorum işte sen değişmezsin ki, hep beni uğruna terk edecek bir şeyler bulursun. -Onlar parmağın da olsa- silahı doğrultup bana  çekebiliyorsun. Biz birimizi unutmadan gelsen olmaz mı ki? ben başkalarına kapılıp gidiyorum. Kim demiş ki insanlar değişmez diye, seni beni bırakıp gitme huyunla sevemiyorum özür dilerim. Değişmek neden zor bu kadar. Benim için değmiyor demek ki, şehirler Ege ve Marmara denizine gömmekte iki hikayeyi. Olmuyor işte deniyorum ama olmuyor, seni sevemiyorum artık, on beşlik yaşını sevmek istemiyorum artık geride kalsın bırak kalsın bahaneler olmasın, yalanlar olmasın, ama olmuyor değil mi? mutlu musun şimdi orada? Bak yaz geldi. Zaman çabuk ve sensiz geçti. Çok şey yaşandı önemli değil geçti, iyi idare edermişim öğrendim sensizken. Karanlık filmler çekemeyeceğiz ya bir ona içerledim. Yıllar sonra gelirsen buraya soğuk çaylar içip evimde ağırlayamayacağım seni, yokum çünkü gideceğim yani. farklı sanmıştım, değilmiş yanılmışım. Sana çok fazla sarılamadım bir onun eksikliği var ama ziyanı yok ona da alışırım. Mutlu ol!

11 Mayıs 2013 Cumartesi

APOLLON CHOPİN'E KAÇMAYA MEYİLLİYKEN DÖN YATAĞINA DEDİM


              Sabah kendi yatağında uyanmadığında bir sıfır yenik başlayacaksın hayata. Oysa ne garip, beş farklı hayatın odak noktasının bir adamın yaşayan çocukları  olması. Sabah, gece ne olursa olsun;  güvende hissettiğin bir yatakta uyanmışsan, o gecelik zombiler savaşında leke almadan kurtulmuşsundur. Artık ölüm uzaktır sana.
               Yedi yaşındasın, süt dişlerin dökülmüş, sütten nefret eder hale gelmişsin. Saymışsın, sövememişsin.
              Oysaki yirmi birindesindir prezervatif görevi görmüşsündür, başkalarının ortaya saçılan evlatlarını katletmişsin. Oraya saçılan albino ruhsuz klişe Chopin gibi.
              İhtiyacımız olan melanin pigmenti değildi ya da ardı sıra tiksintiyi karabasanlaştıran bedensel mastürbasyon.
              Gece hiç mi yalnızlaşmadın evin sarı ışığı altında bir ekran boyu arayışlarının ardı sıra?
Sana hayatını iade edecek camın ardındaki yapmacık yüz olmayacak. Sabah güvenli bir yatakta uyanmadığın sürece. Evet çok şükür hepsi bir rüyaymış…
              Olmadığını sen de çok iyi biliyorsun. Ne yaparsan yap, asla bir İngiliz ya da Fransız olarak dünyaya gelmeyeceksin .bu yüzden şu an bunu okurken, bunun ne demek olduğunu anlayacaksın.  Bir yan var ki dolup taşan, bir yan var ki asla dolmayan. Bunu bir İngiliz anlamazdı. Ama biliyorum bunu sen anlıyorsun şu an…
             Bir hikaye vardı geçmişten, kömür sobasında donuk bir metal gibi. Bir hikayem var benim. Geçmişten bu güne… Bütün baksırların tek bir amacı vardır. İşeyebilmek için indirmek gerekir. Renkleri genelde gri yle siyahtır. Hiç beyaza girme. Değil peygamberi, Allah’ı gelse fikrimi değiştiremez. Allah’ı büyük yazdım ki çarpılmayayım. Zina yapıp gusül abdesti alıyorum. Hangi biriniz bunu yapmıyorsunuz ki.
          Yedi yaşındasın, kimseye açılamamışsın, yatağını babanın yanı başında konuşan cücecikler sarmış, yedi yaşındasın kusamamışsın parmağını gırtlağına oradan midene daldırmışsın. Dereotu; altı köşeli mucizevi kar tanesinin ziyaret yeşili temsili gibi durmuş klozetin su yetişmeyen kenarında. Boş vermişsin. Her taraf pislik dolu ne de olsa. Bu klozete oturan kalçalar ‘’bir insan’ı’’ temsil edememiş.
          Şimdi sabah herkes güvenli yatağında ‘’evet başardım’’  der gibi uyanacak. Kiminiz kızacak, önemli değil. Kendi geçmişimin kokulu perdelerini  çekmedim penceresini virüsler örmüş odacıklarınızın. İki bacağı kırılmış altı bacağıyla yürüyen örümceğin her ayağına bir dalız. Bu masa başka türlü ayakta durmaz. Bir masa olabilmek için adını sanını, kırık bir kilitle açmaya çalıştığımız insanlara domalmaya değmez. Hem öyle bir şey ki, biz zaten hep unutuyoruz anahtarımızı nereye koyduğumuzu. Halının altına bakıyoruz, kıçımızın dibine kadar girdiğini görmüyoruz. Bu kıç kalp değil.
      Bedensel haz bitti,
      Yirmi bir ile on iki arasındaki tek fark birinin diğerinden önce yaşamasıdır.
      Sabah hala uyandığında benden tiksiniyorsan   ben on iki olabilmişimdir.
      Sabah hala uyandığında benden tiksiniyorsan  yirmi bir on ikiden daha büyük sanmışsındır.
Ne olursa olsun pişman olmayacağımı iyi bilmelisin çocuk. Benim merhametimde senin döllerine acıyacak kadar yer yok, en fazla gitmeden önce üstüne battaniye örter, su içmeye kalktığımda bu yazıyı yazar, günün ne kadar gürültülü olduğunu düşünür, striptiz yapmaya çalışırken kalçamı morartır, sigara içmeye devam eder, Apollon değil de Artemis olduğum için şükürler olsun Allah babaya der, afifliğin araba camına sıkışmış bir kafanın içinde yok olduğunu söyler üstüne sifonu çekerdim.
Ama olmadı demi(dimi) ?
Mühendisler sıçmak yerine dereotlarını  nasıl suya karıştıracağımızı düşünebilseydi, ortalığı, bu kadar kan emiciler sarmazdı. Bir değişik bakış çıkarttırmamalı hiçbir memeyi meydana. Ancak anneler sokak ortasında emzirebilir gelece nesilleri. O zaman ayıp kaçmaz.
Yol yakınken dön derim. Kavrulmanın esmer bir tende ve ulaşamamanın içindeki (yarım) boşluğunun doyum noktasına. Ne olduğunu çok iyi biliyorum. Henüz sütten kesilmeden ve dişlerini dökmeden, sabah kendi yatağında uyan derim…