20 Kasım 2012 Salı

İNSAN YİTİP GİDİYOR İNSANDAN


buyurun lütfen; sigara yakma vaktidir,
dur!
bak
bu şiir de bir tuhaf,
kendi pencerenden bakıyorsun.
bu kadar basit. Öyle alışılmış işte.
Her şey zaman gibi yitip gidiyor insandan
İnsan yitip gidiyor insandan.
hangi şarkı sarhoşken şakağına şiir yazar?
erken değil daha;
hadi atla da gel ayaklarına ...
biri evlenmiş,
biri birinin bacağını kemirmiş.
şarkının gıdısından yemiş kedi,
kasap üzümlerini mi yemiş?
kendini gizlemek için
sessiz çığlık klişesi değil bu.
duygusuz olmak çok moda.
intiharların günü pazartesiymiş, herkes sevmekten bahsetmiş.
sen arka koltuktaki annenin fotoğrafını saklıyorsun ben sigaramı yakıyorum kendimi saklıyorum
gözlerin bu kurak şehre yakışmıyor.
bir battaniye, bir kedi
ha bir de iki çıplak beden yeter ölümü beklemeye...
her zaman daha az hatırlanacak anılar.
sandala bindir gönder...
beyaz bir sayfa, tam üstünde siyah bir nokta,
sen dengeni yitirmişsin.
köşedeki birahanede mi içtin?
yeşildir, uzundur saç, çekiktir.
çekilmiştir.
kendi pencerenden bakıyorsun.
bu kadar basit.
Çünkü öyle alışılmış işte...








19 Kasım 2012 Pazartesi

KADINA NE OLDU?


                            Bir varmış bir yokmuş.  Dünya o zamanlar sandığımız kadar boş değilmiş. Alımlı ve bir o kadar güzel bir yarı tanrı kadın varmış. Yerden bitme bir adama aşık olmuş bir gün. Adam yeryüzünün  ve gökyüzünün tüm nimetleri arasında kadına hiçbir sıfat bulamamış. Kadın önemsememiş. Aşkın sonsuza dek süren kutsal bekaretini kimse bozamazmış zaten. Kadın sevişmiş, yeryüzüne düşen tüm yağmur damlalarının ürperttiği kadar, tanrının kıskanacağı kadar, şeytan zevkten ne kadar anlıyorsa o kadar tutkuyla sevişmiş  her gün. Tanrı kıskanmış, tüm nimetleri sermiş bu aşkın önüne. Bir gün yerden bitme adama aşkın bir kanıtı olmalı demiş. O geceler ve gündüzler, sonsuz bir yaşam uzunluğundaki sevişmelerin tek meyvesi elma kokulu bir çocuk olabilirmiş  ancak. Kıskançlığından duramamış tanrı, ne kadar zaman geçerse geçsin bu aşkın kanıtına izin vermemiş. Zamanla aşk da solup gitmiş. Tıpkı kar altında ezilip büzülüp başkaldıramayan varlığı ispatlanamamış  bir çiçek gibi. Varlığı ispatlanamamış aşkın. Yarı tanrı kadın yerden bitme adamı bırakmış, umutsuzca gitmiş. Sonra bir daha da onu gören olmamış. Uzaktan yakuttan gözleriyle bu olanları izleyen tanrı, kıskançlığı hazmedememiş, bütün günahı itaatsizin tekine atmış. Sus payı veren soysuz soylular gibi yerden bitme bir kadın göndermiş gökten. Aşkı yok etmemin sus payı olarak, sırf aşkı susturmanın payı olsun diye…yerden bitmeler yer yer bitmiş kuru otlar gibi sevişmişler, dokuz ay dokuz gün sonra sonbahar yaklaştığında bütün ağaçlar kurumuş, sararmış her yer üşümüş ve elmalar düşmüş ağacın birinden. Bir yılan gelip ısırmış elmanın kokusunu hissederim diye. Her taraf elmalarla dolup taşmış. Tanrinin memleketine sığamamışlar. Hepsi tek tek düşmüş gökyüzünden. Dokuz yüz doksan dokuz asır geçmış, sonra dokuz yüz doksan dokuz asır daha… Tanrı yalnız kalmış, elmalar kokusuz; yılan ayyaş olmuş. Cezasını da bulmuş., yarı tanrı kadınlar doğmuş… Çok uzun zaman geçse de yerden bitme adam bazen yarı tanrı kadını hayal ederek sevişirmiş… Sonbahar geldiğinde bazen elma kokusunu duyan insanlar olmuş ama kimse bunu ispatlayamamış…
                           Bir varmış bir yokmuş dünya o günden beri dengesini bulamamış, donup dolanmış kimseye de bir şey sormamış…..