28 Eylül 2014 Pazar

KIŞ GELİYOR

     Dirseklerim dökülüyor sedeften.
     Bağımsızlığını ilan ediyor baş ağrıları.
     Yaz bitiyor,
     yağmur yağıyor,
     insanlar küfrediyor,
     hastalanıyor,
     sıcak bir kucak arıyor,
     aslında kimse çorbayı o kadar da sevmiyor.
     Dişlerim dökülüyor yalnızlıktan.
     Yalın olmak kötü bir şey sanılıyor.
     Kendine yettiğini kanıtlama ihtiyacı duyuyor bunu başaramayanlar.
     Cümleleriniz ne kadar açık olsa o kadar çok kaçırıyor insanları,
     kış geldiği için sıcak iklimlere göç eden kuşlar gibi.
     Sular kesiliyor,
     kafalar cilalanıyor,
     cilalandıkça başka kafalar baltalanıyor,
     halk isyan ediyor,
     fedailer neyi koruduğunu bilmeden kurşunluyor iradeleri.
     Kış geliyor,
     kurt döküyor elmalar.
     İstediğinde gözlerini ovuşturamayacak kadar makyajlı kadınlar.
     İstendiğinde gösterilmeyecek kadar samimiyetsiz duygular.
     Tüm kadınlığınızı sergileyebilirsiniz salınırmış gibi duran kırık bileklerin içini göstererek
     ve bacaklarınızı altmış santim havaya kaldırıp açık bir şekilde bekleterek.
     Ne muazzam bir evren!
     Sarmısak, tereyağı ve bayat ekmek karışımı tüm bildiğim.
     Meme ucuna dokununca dil, çığlık atıyor kadınlar.
     Kulak zarıma dokununca çığlık, susuyorum.
     Kurt döküyor kıskançlık kıskacındaki ruhlar.
     İnsanlar hep kışı getiriyor yorgan altında soyunmak için.
     Soyunduktan sonra kelimelerin bitmiş olması tüketiyor beni en çok.
     ''Konuşmuyorsun'' bir şey ifade ediyor mu?
     Değirmencinin çiçek bahçesi olan arkadaşına duyduğu sadakatin aksine,
     ne verebileceğimi ve ne veremeyeceğimi bilmiyorum.
     Ölmesinden korkmadığım birini yitirmekten korkuyorsam bu ne demek?
     Kurtlar sallanıyor hüzün sarmaşığında,
     dişlerim kaşınıyor, soğuklar vurmaya başlıyor.
     Çıplak görmeyince masum saniyor sizleri ahmaklar.
     Yere düşünce kıçı görünmesin diye zorla külot giydiriliyor küçük kız çocularına,
     külotu indirince kadınlığa geçiş yapıyorlar;
     ''ben bir kösteğim, ne zaman bitecek'' deyip duruyorlar.
     Tecavüz edilmedikçe kimsenin hakkı yok ağlamaya.
     Hissizleştirilmiş, düşüncesizleştirilmiş, çiftleştirilmiş,
     sonra da dilediğince müzikler çalınmış kulaklarına insanların,
     çığlık atamıyorlarsa sayılmıyor mu tecavüzden?
     Başını sağa sola yatırıp, durmadan kıpırdayıp duruyor kurtçuklar,
     orgazm olup olmadığı kontrol ediliyor titreşimlere göre,
     küçük oedipuslar kafalarını bastırıyorlar memelere, boşaldıktan sonra.
     Dirseğimi geçirip şah damarının üzerine,
     ''Dökülelim'' diyorum.
     Dökülemiyoruz.
     Döküleyim dememe gerek kalmadan dökülüyorum,
     ardıma baksam Lut'un karısı gibi tuza dönüşeceğim.
     Hangi masallar hangi efsaneleri doğuruyor?
     Sonuç eşittir amerikan rüyası.
     Film izlemekten, bir kaç cümleye iç geçirmekten başka düşünecek bir şey bulamamak küçük mü  düşürüyor?
     Bacaklarınız arasındaki dahil her şeyin büyük olmasını seviyorsunuz.
     Ama gel gelelim küçük kız çocukları gibi okşuyorsunuz kadınları(nızı).
     Ruhlarını mutfak tartılarında tartıp, size ağır geleceğini hissettiğiniz an...
     O nasıl bir kaçış tozu dumana katan!
     Orgazm olamıyorum, sen yine de sigaranı yak.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder