2 Şubat 2014 Pazar

NYMPHAEA ALBA

          Kedi aldım eve bugün. Sokaklar onu yutmasın diye.  Şimdi bir çatı altında içgüdülerimi geriye iterek, onu medenileştirmek için  sesimin onun bedenini aşan noktalara çıktığını görüyorum…

         Kendimi mi özgürleştiriyorum?

         Kedimi mi özgürleştiriyorum?

         Onu mutlu olduğu yerlerden uzaklaştırıp birazcık sevgimi vereceğim diye kendi kölem yapmaya başladım bile. 

         Robinson’un Cuma’ya yaptıklarından ne farkı var ki? ‘’Mastürbasyon için kullandığınız ellerinizi sakın ola çatal niyetine kullanmayın’’a getirmek. Nimetle, onu ağzına götürecek elin arasına koyulan bir demir parçasına medeniyet  dedik.  

                                                         …

         Nilüfer meyvesini vermeye başladığında, su onu derine çeker ve yeni bir nesil doğuracakken, onu balıklara yem eder.

         Artık tamamen ıslaktır. Bir kuş yardıma koşar onu elimden almayın diye. Sadece suda kırılmış yarı saydam tüketilişini görür.

         (Kim uçurdu acaba kafamı? Ben kafam olmadan da yaşarım. Çünkü, elim, kolum, bacaklarım var sana ulaşmak için. Ve bir de el bombası gibi fırlatıp, tüm kahrolası sınırları havaya uçuracak bir kalbim...) 

      Siz hiç annesinin ona uzattığı son lokmayı annesiyle paylaşan çocuk gördünüz mü? 

      Muhakkak görmüşsünüzdür…

      Elime verdiğin ekmeği, bütün bedenime sürüp şükretmek değil niyetim. Karşılığında cebimdeki iki zeytinden birini ve ekmeğin yarısını vermek isterim. 

      Bu tamamen HAK meselesi. 

      Kedi aldım bugün eve. Bir gözü neredeyse kör. 

      Çünkü anladım ki insanları güzelleştiren kusurlarıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder