1 Şubat 2014 Cumartesi

AĞIZ AĞRISI

        Yarım kalmış macun ve kirli bir fırça duruyor lavabonun üstünde.Üstüm başım unutulmuş bedenimin üstünde. İnsanın beyni neden uyuşur? Çok içtiğinden mi çok içmediğinden mi?  Bu şarkıda ağlamam hayır, ama intihar şarkımdır. Ağacın köklerini ısıran bir ırmak bulmak ve uzun uzun kuma bulanıp yıkanmak lazım. Kör bir otoyolda çıplak bir çift bacak bulup güzelliğe kutsanmalı. Bozulan fermuar dişin olmalıyım ki asla kapanmasın göğsün. Yanık göğsün, öpülesi ve elimde kalbinin attığı kendi senfonisini yaratmış göğsün. Sil kötü anıları ve bizim şarkımız olsun demiştin. İnsan neden paylaşmak istesin ki şarkısını. Bir lokma ekmek değil. İnsanın ekmekle doyuramadığı bir yemektir çünkü o. Beyaz tişörtünden memene kaymış sol eldir, pedofili bir hastalıktır şarkı. Doğurursun, beslersin. Tecavüz ederek büyütürsün onu.
               Başkaları cehennemdi
               Başkaları cenette.
         Ve güneş bir asmanın arasından uçup tam suratının ortasına tokadını indirirken ve sen salıncakta bir kaplumbağa gibi gamsız dururken, birinin üstüne gelip oturmasından zevk almadığını söyleyemesin.
Sonradan nereye kaybolduğunu bilmediğin bir adam kapıyı tıklatırken, elinde tuttuğun sokak lambasıyla aydınlanan kitabın olamam. Yatağında üzerine uzandığında seni duvara yapıştıran köpek de olamam. Ama üstünü örter, sana sarılırım. Üstümü açtığında uyanır yorganı ikimize de örterim.  Seni bilmem ama gideceğim, senden önce. Ve gelmek için ayaklarının olduğunu çoktan unutturmuş olacak bu beton yuvalar arasında kaybolduğunu bilmeyeceksin.
                Hoşçakal, çok çirkin bir terk ediş biçimidir.
      Ellerini yıkamadan sofraya oturup ''eline sağlık anne'' dedikten sonra çay demlemeyi ihmal etme.
                Hoşçakal...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder