11 Mayıs 2013 Cumartesi

APOLLON CHOPİN'E KAÇMAYA MEYİLLİYKEN DÖN YATAĞINA DEDİM


              Sabah kendi yatağında uyanmadığında bir sıfır yenik başlayacaksın hayata. Oysa ne garip, beş farklı hayatın odak noktasının bir adamın yaşayan çocukları  olması. Sabah, gece ne olursa olsun;  güvende hissettiğin bir yatakta uyanmışsan, o gecelik zombiler savaşında leke almadan kurtulmuşsundur. Artık ölüm uzaktır sana.
               Yedi yaşındasın, süt dişlerin dökülmüş, sütten nefret eder hale gelmişsin. Saymışsın, sövememişsin.
              Oysaki yirmi birindesindir prezervatif görevi görmüşsündür, başkalarının ortaya saçılan evlatlarını katletmişsin. Oraya saçılan albino ruhsuz klişe Chopin gibi.
              İhtiyacımız olan melanin pigmenti değildi ya da ardı sıra tiksintiyi karabasanlaştıran bedensel mastürbasyon.
              Gece hiç mi yalnızlaşmadın evin sarı ışığı altında bir ekran boyu arayışlarının ardı sıra?
Sana hayatını iade edecek camın ardındaki yapmacık yüz olmayacak. Sabah güvenli bir yatakta uyanmadığın sürece. Evet çok şükür hepsi bir rüyaymış…
              Olmadığını sen de çok iyi biliyorsun. Ne yaparsan yap, asla bir İngiliz ya da Fransız olarak dünyaya gelmeyeceksin .bu yüzden şu an bunu okurken, bunun ne demek olduğunu anlayacaksın.  Bir yan var ki dolup taşan, bir yan var ki asla dolmayan. Bunu bir İngiliz anlamazdı. Ama biliyorum bunu sen anlıyorsun şu an…
             Bir hikaye vardı geçmişten, kömür sobasında donuk bir metal gibi. Bir hikayem var benim. Geçmişten bu güne… Bütün baksırların tek bir amacı vardır. İşeyebilmek için indirmek gerekir. Renkleri genelde gri yle siyahtır. Hiç beyaza girme. Değil peygamberi, Allah’ı gelse fikrimi değiştiremez. Allah’ı büyük yazdım ki çarpılmayayım. Zina yapıp gusül abdesti alıyorum. Hangi biriniz bunu yapmıyorsunuz ki.
          Yedi yaşındasın, kimseye açılamamışsın, yatağını babanın yanı başında konuşan cücecikler sarmış, yedi yaşındasın kusamamışsın parmağını gırtlağına oradan midene daldırmışsın. Dereotu; altı köşeli mucizevi kar tanesinin ziyaret yeşili temsili gibi durmuş klozetin su yetişmeyen kenarında. Boş vermişsin. Her taraf pislik dolu ne de olsa. Bu klozete oturan kalçalar ‘’bir insan’ı’’ temsil edememiş.
          Şimdi sabah herkes güvenli yatağında ‘’evet başardım’’  der gibi uyanacak. Kiminiz kızacak, önemli değil. Kendi geçmişimin kokulu perdelerini  çekmedim penceresini virüsler örmüş odacıklarınızın. İki bacağı kırılmış altı bacağıyla yürüyen örümceğin her ayağına bir dalız. Bu masa başka türlü ayakta durmaz. Bir masa olabilmek için adını sanını, kırık bir kilitle açmaya çalıştığımız insanlara domalmaya değmez. Hem öyle bir şey ki, biz zaten hep unutuyoruz anahtarımızı nereye koyduğumuzu. Halının altına bakıyoruz, kıçımızın dibine kadar girdiğini görmüyoruz. Bu kıç kalp değil.
      Bedensel haz bitti,
      Yirmi bir ile on iki arasındaki tek fark birinin diğerinden önce yaşamasıdır.
      Sabah hala uyandığında benden tiksiniyorsan   ben on iki olabilmişimdir.
      Sabah hala uyandığında benden tiksiniyorsan  yirmi bir on ikiden daha büyük sanmışsındır.
Ne olursa olsun pişman olmayacağımı iyi bilmelisin çocuk. Benim merhametimde senin döllerine acıyacak kadar yer yok, en fazla gitmeden önce üstüne battaniye örter, su içmeye kalktığımda bu yazıyı yazar, günün ne kadar gürültülü olduğunu düşünür, striptiz yapmaya çalışırken kalçamı morartır, sigara içmeye devam eder, Apollon değil de Artemis olduğum için şükürler olsun Allah babaya der, afifliğin araba camına sıkışmış bir kafanın içinde yok olduğunu söyler üstüne sifonu çekerdim.
Ama olmadı demi(dimi) ?
Mühendisler sıçmak yerine dereotlarını  nasıl suya karıştıracağımızı düşünebilseydi, ortalığı, bu kadar kan emiciler sarmazdı. Bir değişik bakış çıkarttırmamalı hiçbir memeyi meydana. Ancak anneler sokak ortasında emzirebilir gelece nesilleri. O zaman ayıp kaçmaz.
Yol yakınken dön derim. Kavrulmanın esmer bir tende ve ulaşamamanın içindeki (yarım) boşluğunun doyum noktasına. Ne olduğunu çok iyi biliyorum. Henüz sütten kesilmeden ve dişlerini dökmeden, sabah kendi yatağında uyan derim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder