9 Nisan 2013 Salı

MUTFAK DOLABINDA HAMAMBÖCEKLERİ


               Acı çektiğinizi görür gibiyim, elleriniz kandan adamlar şimdi.
               Hatırladığımdan daha güzelmiş yüzünüzdeki yaralar.
               Korkaksınız, gözleriniz ayakkabımın tabanlarında, sizlere çiğ çiğ camlar yediriyorum. Henüz ölmeniz için çok erken. Önce acı çektiğinizi görmek istiyorum, bu yüzden zamana yayıyorum. Hiç biriniz çığlık atmayacak kadar cesur değilsiniz. Ben vicdanınızdan pay biçip, karnımı doyurmak  için elma şekerleri yapıyorum; elmaları kanınıza batırıyorum. Tadı düşündüğümden daha tatlıymış.  Onu boşuna aramayın, Kestim yedim tanrıyı, şimdi düşündükçe ağzım sulanıyor. Tanrınız da sizin gibi korkak. Can çekişirken elimde yalvarıyordu. Önce dilini yedim sussun diye, sonra dudaklarını ısırdım, kemiklerinden sabun yapıp o pis ter kokusunu attım üstümden. Gözleri kaldı geriye, baktıkça dehşet içinde.
              Çığlık tablosu gibi kaçışmaktasınız, durun daha bitmedi oyunum. Sizi havale edeceğim kimse de kalmadı. Ahım dudaklarınızdan çıkacak birkaç kelimeye muhtaçtı bir zamanlar, ama şimdi susun, hiçbirinizin sesini duymak istemiyorum. Yaşlı, çirkin ve sakatsınız. Üzerime ahtapotlar gibi çullanan sakallarınızın erimesini beklemekteyim mabetlerinizde.
              Ah şimdi avuç içlerinize tırnaklarımı geçirip, gözlerinizdeki fer sönünceye kadar, ağlamanızı istiyorum! Mükellef bir sofradan farkı yok gözümde.
              Benim oğullarım neden kendi hayatlarını bensiz yaşamak istiyor? Bunu bana Maria söylemişti.
              Ya sizi daha çok seveceğim, -ki buna yeterince cesaret edemediniz-, (ya da) hayır! O halde ölmelisiniz. Ölüyken yüzünüzdeki çizgiler daha parlak, gözleriniz daha yeşil, tanrılardan bir odam var perdeleri turuncu. Ben sizi imkansızlaştırarak seviyorum ki, bir diriyi sevmek daha kolay değildir bir ölüyü sevmekten. Bunu en iyi siz bilirsiniz. Ben hayata küsmem, siz daha başka insanları öldürürsünüz.
              Lilith’in evlatları, küçük şeytan müsveddeleri, hayat suyunuzdan içmeyen kaldı mı?
              Annemin kulak memeleri yer çekimine karşı koyamamış. Aha meme dedim şimdi. Hayat direğinize tırmanıp İstanbul manzarası mı izlemeli? Karşıda uzanan bir ışıklı şehir değil, herhangi bir evin Pulp Fiction asılmış duvarı oysaki. Ara bir sokakta, karşı penceresi, kahve yapmakta olan bir travestinin sokağına bakan bir evi çok pahalıya kiralamak gibi bir şey bu. Ben siz olsaydım gece pencereyi arşınlardım, ben ben olsaydım, pencereyi açar, ona gülümser, kahveyi çok sevdiğimi söylerdim. Zaman kötü kolla akrebi, pencereyi kapat, kapılıp gitti rüzgarkovana. Gidip aşık olunacak çok fazla fahişe var sokaklarda. Kadından kentlerde, yaz sıcağında yoldan geçen arabanın savurduğu bir toz zerresi olabilmek için zehirden sofralara misafir olabilirim.
             Şimdi kıl köklerinizi yesem de doyamam nefretime.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder