10 Nisan 2013 Çarşamba

KÜÇÜK PRENSİM


           Senden başka kimse müzik dinlerken ya da şarkı söylerken işaret parmağını secdeye gider gibi salıvermedi. Eceleri asla sevdiremezsin bana. bütün işaret parmakları beni selamlıyor. yürü bu son ölüm, bu son insandı az evvel kaybettiğin. bu, bu asla katlanılamayacak yükte bir ağrı bedenimde. Sen onları saçları uzun diye mi sevdin? Benden başka kim annenle oturup sigara içebilir, sen uzun saçlı bütün kadınları annen mi zannettin aptal?
            Penceremin dirseklerinde ezdiğim şiirlerim var tonlarca, leşçil insanlara zaafım. Birinin diğerini bu denli sevmesi ayıp bizim oralarda. Üç yıkık şehir arasında mekik dokumak bu. Takatimiz yok beşincisine. Sen karşı caddede beliriyorsun, eğilip kırık aynadan arsız saçlarımı topluyorum. Kaldırınca başımı henüz çok küçük olduğunu anlıyorum. Daha önce hiç kimsenin gözlerine bir adam kaçıp herkesi oradan izlememişti. Sana henüz ilktir bu bahsedişim.O gün çok büyük bir adam olacağını anlamıştım. Buralarda duramayacağını bilseydim seni on kuruşluk eskimolarımız kadar çok sevmezdim.
             Aptal, aptal, aptal...
             Yer sofrasında şimdi...
             Sen asla egeli olmayacak bir kadını sevdin egede!
             Dindiremiyorum,senden başkasıyla dindiremiyorum boşluğunu...
             İkinci kez sevişemediğin o adamlardan biri mi oldum şimdi?
             Yalancı derelerdeki kara kaplumbağalar gibi yavaş ilerliyor zaman. cesaretim olsa adını bilmediğim hapları sırayla yutar, ölmeden önce histerik ağlama krizlerine tutulur, sonra güler, en sonra sana küfrederdim. Zamanım burada bitti. Yirmi iki'me on ay üç gün kaldı. Çok erken, bana yirmi iki'nde ruhunu kaybedeceksin dememişlerdi. Kimliğimiz kayboldu. Eskilerden olsaydık, mektuplara sarardık tütünümüzü. Büyük gülmeyi unuttum, şimdi eskisinden daha güzelim. Bir kadınla sevişmenin asla ne demek olduğunu bilemeyeceksin, bilseydin, bir kadını terk etmenin ne demek olduğunu anlardın. Küçükken babalarımızı yitirmişiz, annelerimiz çok konuşur bu yüzden. Erkek gömleği giyen o küçük kızı çabuk unuttun. Eskiden misafirlerimiz gelirdi hani, ellerine bakardık, babamız gibi sevsinler isterdik, uslu dururduk ki bizi daha çok taktir etsinler. Çikolata versinler, para versinler, portakal elma alsınlar... kuzenlerimize özenirdik kendilerine ait yatakları ve odaları var diye. Bizden daha temiz kokarlardı, daha yeniydi elbiseleri. Büyüdük, elbiselerimiz hala eskiydi, gömleklerimiz gri, ama birbirimizi bulmuştuk ve hepsinden daha maviydik. Bu kadar insafsız olduğunu bilseydim, kadın olduğumu keşfettirmene izin vermezdim. Erkekken daha saldırgandı, daha siyahtı, daha uzundu kırmızı halıma serdiğim hayatım.
             Et kokuyor çay içerken odalarımız, misafirler giderayak. Kapıda saatlere çalan sürelerce sohbet ederken onlar, odada yapayalnız kalırkenki gibiyim şimdi. Ne büyük hayal kırıklığı!..
              Misafirlerin gitmesini beklemek yerine hastanede ziyaretime gelseydin beni asla bırakıp gitmeyeceğini anlardım. İnandıramazsın ki beni? Tek bakışınla tüm dünyayı değiştirebilecek güçte olsaydın, ben olmazdım üç dileğinden biri. Üçüncü elma yere düştü, masal paramparça bir camın yansımasında anlamsız. Güneşe doğru uçarken erimekte kanadım, ölüme düştüğümü anlayamıyorum serin serin eserken rüzgar uçan halı gibi karnımda. Senin genlerinden bir evlat taşıyor olsaydım orda, en çok beni terk edip gitmesinden korkardım. Yaşlı, huysuz, uzaktaki çocuğunun onu hala çok sevdiğini iddia eden o çok konuşan kadınlardan biri olurdum sonunda. Kek yapardım ,börek yapardım, birinin gelip yemesini beklerdim.
             Hastaneye gelmediğinden beri gitmeye programlı olduğunu anlamıştım. Misafirlerin gitmesini bekle, sonra al portmantodan montunu, çık parkı geç, ufukta kaybol, dönme, ne kararlı bir terk ediş!...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder