3 Eylül 2012 Pazartesi

HERYANIM


                             Güzel dostum. Sana kızgınım neden bilmiyorum. Sen beni asırlardır tanıyor gibisin. Ben sanki sen hep beni  terk edecekmişsin, sanki hep bu ışıklı şehrin son sokak lambasına teslim edip gidecekmişsin gibi korkuyla seviyorum. Sen gülmediğin zaman içinde bir volkan patlıyor, gözlerin yine kararıyor ve ben onlara ilk baktığım anki gibi titriyorum. Seni anlatmak ne zor oysa ki. Altı yılımda düşünmediğim tek gün yok seni. Seni anlatmak ne zor oysa ki, sen gitme olur mu…
                             Belki bir gün özlersin’i dinliyorum ve biliyorum sen gidersen ben seni her gün özleyeceğim. Seni nasıl anlatabilirim bilmiyorum ki. Seni çok seviyorum ama kızgınım sana. Sen Diyarbakırımıza sıkışmışsın bizi sığdıramamışsın, orda beni bekleyen kimse yok gibi. Bu hiçlik beni korkutuyor. Tıpkı yok olup giden bütün insanlarımız gibi.biz de  yok oluyor muyuz dersin? Seninle o çöplükler içindeki kış bahçemizde içtiğimiz sigaraları, helikopter pistini, kutlamayı, kozalakları, benden bihaber atlayıp gittiğin sarı taksiyi, vodka şişelerini, matizi, sakini, manzarayı, petekleri, yarayi, ölüme akıp duran yakışıksız dereleri, ormanı, anneni, babanı, kulübeyi, kilometreleri, mezarlıkları, ölü salyangozları, elli ikinci kağıdı, şiirlerini, daktiloyu her şeyi özlüyorum. Ama sanki hepsi yok olmuş gibi kızıyorum sana. Yaralarıma dokunamadığın bütün o yalnızlığa kızıyorum. Bir gün bir kızım olursa onu en çok sen seversin biliyorum, bir gün ölürsem ardımdan en çok sen ağlarsın onu da biliyorum. Ama anla be her yanım ben korkuyorum. O dikenli tellere takılan küçük kadın yok oluyor.  Elimden tutar mısın? Beni onlar verme beni bana terk etme. Bu bir kaçış öyküsüdür. Dağlara mı denizlere mi? Bahozu unuttun mu? Hangi fırtına gelip alacak bizi yirmi ikimize basmadan. Hem sen ölürsen ben seni hiç affedemem ki. Bak sana yazdığım ilk yazı bu belki de son. İzmir’e dokunuyorum şimdi sen varmışsın gibi. Suratıma bakmalarına aldırmıyorum insanların. Taksimde o salaş apartmanda kendimi kaybettiğim o güne bakıyorum sen yoktun ki, hem sen uyuyakalmışsın bak yine. Serin bir esinti dolaşıyor bedeninde. Sarılıyorum sana şaşırmıyorsun kilometreleri tepip sana koşmamışım gibi. Sadece sarılıp uyuyoruz. Kimse anlamıyor, anlatmıyoruz zaten.
                  Ama şimdi sen o ışıklı salonda yayılmışken koltuğunda, beni hiç düşünmüyormuşsun gibi hissediyorum. Sana kızıyorum seni terk etmek istiyorum ama bırakamıyorum. Seni seviyorum ama daha çok sevmemek için yavaş yavaş canını yaka yaka öldürüyorum seni. Her yanım.... Altı yılımda düşünmediğim tek gün yok seni. Seni anlatmak ne zor oysa ki, sen gitme olur mu…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder