14 Ağustos 2012 Salı

KIRK-BEŞ ÇAYI



                     Sorunun işin neresinde ya da kimde olduğu mühim değil. Hatalarımızı düzeltmek için çaba harcayıp harcamadığımız da mühim değil. Size ne kadar fırsat verildiğini önemsemeyin, beyinleriniz ve zevkleriniz arasına çektiğiniz tel örgülerde kan akıtmaya mahkumsunuz. Kanın kokusuna alışırsanız iyi edersiniz. Siz zihniyetiniz ve geleneklerinizin orta yerinde halatlara asılmaya mahkumsunuz. Annenizin babanızım kim olduğu önemli, yaşamak istediğiniz hayat yanlış anlaşılabilir. Ama bazen hiç farkında olmadan çok hata yapabilirsiniz. Bazen farkında olmadan -olmak istemediğiniz değil- tam da olduğunuz  insan sizi incitir. Sizi başkalarından dolayı incitir. Biz başkalarının yanında durduğumuz kadar duruyoruz hayatınızda. Hayatınızı gizli zevklerinizin en uzağına kurmaktan çekindiğiniz filan da yok. kimse inkar edemez biz her anımızı bir orospunun işini bitirdikten sonra yaktığı sigara kadar hüzünlü ve çaresiz yaşıyoruz. Siz hiç nefesin tadını bilmiyor musunuz, o halde eksiksiniz. Nereye giderseniz gidin. Hangi ülkede, hangi  insanın elini sıkmış olursanız olun, hangi dili konuşursanız konuşun, bir insanın   nefesinin tadını bilmiyorsanız eksiksiniz.  Birçok izi hayatınızdan silemezsiniz, parmak izlerini içebilirsiniz evet ama yok edemezsiniz. En başta kendinizi yok edemezsiniz. İnkar edin! Olsun zaten en iyi yaptığınız şey bu, ama yine de üstüne basa basa, sözcükleri eze eze söylüyorum siz kendinizden kurtulamazsınız. Ben de öyle. Ben tam da bugün hayalini kurduğum  hayata girip orda takılı kalmak istiyorum. Sizin yargılarınızın esiri değil.  Sigara içip kimseyi kimse için bırakmayıp sakin huzurlu, yargılarıyla körelmiş insanlardan uzak bir hayat yaşayabilirim.Toprakla bütün olmak, havayla bütün olmak acılardan daha iyi.                                                                                                                                           

                  Kırk beşimizde hafif kırlaşmışken saçlarımız, doygun aşklarımızı, ahşap masamızı rakı soframızı, saygın dostlarımızı anlatmıyoruz. Her şeyin sessizleştiği beş çaylarını yalnız geçirmiyoruz. Zaman üstümüze binmemiş henüz. Hayallerimiz geçmişte kalmış değil.  Çok zaman geçti demiyoruz. Hala sigarayı bırakmaya çalışmıyoruz. Evlenmedik daha. Hala birçok ülke gezebiliriz belki yeniden aşık da olabiliriz. Bir İstanbul manzarasına bakıp ne kadar çok zaman geçtiğini, kimleri kaybettiğimizi düşünmüyoruz. Olur, ihtimaldir o manzarada yüreğimizi hoplatan biriyle şarap içip sevişebiliriz. Sonra sarılırken uyuyakalabiliriz. Belki artık neyin bizi ne kadar zorladığını düşünmeyi bırakır, gecenin bir vakti sarhoş olup bütün şehri ayağa kaldırmak için bağırıp çağırabiliriz. Polislerden kaçabiliriz.  Eksik bir şey var demeye ne gerek var. Ulan ölmedik ki daha. yirmili yaşlarımızdayız. Daha neyin hesabını yapıyoruz ki, kültürümüzün, dilimizin, ırkımızın, cinsiyetimizin, telefon rehberimizdeki insanların, anne ve babalarımızın, hepsinin omuzlarımıza bindirdiği yükü taşımadan daha yirmili yaşlarımızdan vazgeçiyoruz işte. Şimdi kendim de dahil tüm yirmili yaşlarındaki aciz evlatlar için bir sigara yakıp ışıkları söndürüyorum.                                                                                                                                                                            

                   Olur ya belki ışıklar tek tek sönmeye başladığında beş çayında bir misafir bekler ve neler kaybettiğimizi sessizce fısıldarız kendimize.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder