28 Nisan 2012 Cumartesi

KİRAZ


‘Vişneler biriktireceğiz ezan seslerinde. Özleyeceğiz, ölümüne hem de’ demişti şair İstanbul’un denize en uzak yerinde. Sabahın beşinde. İzmir’i içinde sen olduğun için seviyorum demiştim ona. Ne çok zamana ihtiyacım vardı. Bunu biliyordum.  Sonra kaybettim bütün mert insanlarımı. Şimdi sadece düşünüyorum öylece. Lisa kedisini alıp gitti. Kedinin son cümleleri havada kaldı sadece. Bugün yarının geçmişidir ve ben bütün geçmişlerimi yitiriyorum öylece. Sırf aşkın resmini çizebilmek adına resim çizmeyi öğrenmek istiyorum. İsmini her duyduğumda beni duraksatan insana, kiraz tarlaları armağan ediyorum. Kaçımız kirazın ve vişnenin ayrımını yapabilir ki. Ben yapamam. Ki bu nisan sonunda yağmur mayısı ve kirazın kokusunu getiriyor ayağıma kadar. Mayısları o adam da sevmezdi. Belli ki geçmişi yakasını bırakmıyordu: ‘‘ Pasaport yolunda, o masalardan birine sinmiş Mayıs Kolyesini düşünüyorsun. Denizler neden bu kadar maymun iştahlı?’’ Mayıs birini alıp götürürken, birini veriyor işte. İşte tam o tarlanın ortasında oturdum düşünmek için. Saçlarımı tuttum, çektim, tanıdıktım ama yabancılaştım. Bütün kelebekler kiraz renginde, kiremitler de öyle. Bunlar tanıdıktı. Ben küçük bir hüzün ve cennette pişen kurabiyelerle doldurdum odamı. Bazen hüznün ve kurabiyenin tadını ayırt edemiyorum. Lisa gitti ve ben Lisaya sadece kediyi alıp götürdüğü için kızdım. Dilimin ucundaki bütün kelimeleri yutup, suskunluğumu armağan ediyorum kendime ve yine hangi mevsimde olduğumuzu bilmiyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder