13 Nisan 2012 Cuma

KEK KIRINTILARI


                            Aşk öyle de tuhaf bir şeydir. Koca bir tır yanından hızla geçerken içinde duyduğun o korkudur ve aynı titreyiştir hissettiğin sevişirkenki titreyişinle.  İşte böyle de korkağım ben. Biz mi yoksa? Ben vücudumdaki bütün morlukları denizine attım bu şehrin. Tütün sardım, sonra sattım memleketinden kaçan insanlara. Pencereden bakarken, ağaçlar, caddeler, karşı pencereler, arabalar olmamalı gördüğün. Gördüğün, pencerenin ardında çalan bir şarkı olmalı. Ben çok acı çektim, tonlarca ağırlıkta, apartmanlar kadar acı çektim. Korktum. Korkuyorum. Korkacağım.  Unutuyorum geldiğim yolu. Esmerlik geride bir yerde kalmış gibi. Deniz kokuyor kadınlar ve artık sevişken insanların yüzlerindeki bakışlar. Şimdi ben yaz vakti, o anlık aşkların ve uzakta parlarken ışıklar o anlık ürpertilerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çay soğuyor bardakta, sigara dumanı yok. Aynı yatak hep, aynı oda… ‘kurşuni renkler’ ve kurşuni bir hayat. Sanki hiçbir şey net değil gibi. Merdivenlerin altında kek yiyen ve bilinmeyen dillerde şarkılar söyleyen çocuklar var. Renkleri tozdan bir sarı, kek çoktan midede… Ölmüyoruz, öldürmüyoruz. Birbirimizin bileklerini tutuyoruz, düşmekten korkuyoruz. ‘Yahu sen daha vazgeçemedin mi korkaklığından?’ diyor bir ses. Bileklerimi uzatıyorum, susuyorum, tutsun istiyorum. Kesiyor, üryan kanım dolaşıyor  bedenlerimizde. Ölüyoruz, öldürüyoruz. Ben hep yaz vakti ölmek istedim zaten. Yaz da öyle tuhaf bir şeydir işte.
Bazen aynı rüyayı görsek de, kimse kimsenin rüyasını çalamaz.
Ölmeden önce kek yemek istiyorum ve bilmediğim dillerde şarkılar söylemek. Korkuyorum ama beni çocukken saklandığımız o merdivenlerden birinin dibine gömün. Kek kırıntıları beslesin çocukluğumu. Kan kurudu, tozdan bir sarı değil artık rengi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder